|
|
Köşe Yazarı : SEMİNERLERİMİZ |
KUANTUM FİZİĞİ - YARATILIŞ VE ANATOMİMİZ 3
Sohbet Odamızda alpurungu rumuzu tarafından verilmiş seminer. Direk sohbet odasından buraya aktarılmıştır.
Bi-ismillah-ir-rahmanurrahim
Değerli dava arkadaşlarım bundan önceki Kuantum Fiziği-Yaratılışımız ve Anatomimiz başlığı altında iki bölüm halinde işlemiş olduğumuz konumuzun bu gece üçüncü bölümü olan Anatomimiz ve İslam ile ilişkisi bahsine başlıyoruz ilk iki bölümde açıklamalarını vermeye çalıştığımız husular Kuantum Fiziği bilim dalının çağdaş açıklamalarına göre Atom ve Atom altı parçacık fiziği özelliklerini açıklarken atom çekirdek (nötron-proton-elektron) kombinasyonu elektron spin faailiyeti proton paröaları olan kuarklar kurak çiftleri olan rişon ve mezon çiftleri kuark altı parçacıklar olan tardyon (tardiyyun) takyon (takiyyun) süpr sicimler-solucan delikleri paralel evren yapısına geçişteki dar geçit tüneli (sur borusu) 4 boyululuk ile 11 boyutluluk durumlarının nitelikleri aklın hızı ve zamanda ileri geri harektler mini hilbert uzayı gibi atom altı fiziğini ilgilendiren başlıca konuları açmaya çalıştık ikinci bölümde insanlığın kavl-i bela halini oradaki sözleşme yapılan ELEST MECLİSİNİ cennet aşamasına geçişi cennet evresinde siccin mekanında secere denen ağacın yasaklanması yasağın çiğnenmesi Adem ve eşinin yaratlışı ile onlardaki atom değerleri içinde gizlenmiş muazzam nükleer enerji (ateş) gücünün bilgisinden mahrum Şeytan densizliği insanların secere kelimesi ile ifade edilen cinsel eylem sonucu TAKVA elbisesinden sıyrılması insanın sonsuz boyutlu Cennet evreninden 4 boyutlu bu evrene gönderilerek aşağıların aşağısına itilmesi (indirgenmesi) bu evrene geçişte takip ettiği karanlıkları yaran TARIK oluşu açıklanmıştır bu geceki seminer çalışmamızda bu aşamadan sonraki yaratılış özelliklerimizi anatomimizi ele alarak İslam ile bu anatominin ilişkilendirilmesini açıklamaya çalışacağız inşallah burada ANATOMİ kelimesinin anlamını açmakla başlamak istiyoruz bilindiği üzere hemen bütün yerli yabancı sözlükler anatomi kelimesinin Yunanca yahut Latince olduğunu söylemektedirler Yunanca ve Latince dillerini her türlü dil bilim şartlarını zorlayarak incelersek ne Yunanca ne de Latince`de anatomi kelimesi yapacak bir kök yahut kavram kelimesi bulunmadığını göreceğiz anatomi kelimesini oluşturacak hiçbir kök dayanağına sahip olunmadı halde bu kelimenin Yunanca-Latince olduğunu kabullenmek de bilimsel açıdan mümkün değildir öyleyse anatomi kelimesinin asıl sahibi olan dil hangi dildir bunu belirtelim Yunanlılar Hellen adıyla birleşerek bir millet olma özelliği taşımaya MÖ.1000 yıllarında Balkanlar ve Mora Yarımadasına geldiğinde başlamıştır bu toplumun o zamana kadar değişik adlar etrafında toplanmış farklı dil ve kültürlerde olan küçük kabileler olduğunu geldikleri yerin de şimdiki Gürcistan ve kuzeyi olduğunu biliyoruz işte bu Hellen - Yunan topluluğu Balkanlar ve Mora Yarımadasına geldiğinde buraları boş değildi onlardan çok önceleri buralara yerleşmiş buralardan İspanya İper Yarımadasına kadar uzanan sahada Kuman Türkleri`nden Al-Apalar denilen ve ALP dağlarına adlarını miras bırakan Türkler vardı ve Türkçe konuşurlardı Latinler de Yunanlılardan çok daha sonra Balkanların kuzeyine geldiklerinde yine bu sahada aynı Kumanların olduğu tarihi gerçekliktir Latinler ve Yunan olanlar geldikleri bu topraklarda kendilerinden çok daha ileri kültür yapısına sahip olan hatta runik yazıdan alfabeli yazıya geçerek kendi alfabelerini kurmuş olan bu Türkler`den çok şey öğrendiler işte bunlardan biri de bu ANATOMİ kelimesidir eski prototip Türkçe`de ana şimdiki anadır doğma kelimesi de o zamanlar toma olarak burada söyleniyordu ana-toma olarak bu kelimeleri fonetikleşmiş şekilde belirleyebiliyoruz o zamanlar ana-toma demek anadan doğma yani çıplak vücut demektir anatoma şeklinde birleşik söylenen bu kelimeyi Yunanlılar önce öğrendiler onlardan da Latinler aldılar ANATOMA sözünü ANATOMİ olarak kendi dillerine aldılar bu şekilde Yunan ve Latin dilleri başta olmak üzere Cermen kavim bünyesinden olan milletler de dahil Slav dillerine hatta İskandinav dillerine çok sayıda Türkçe kelimeler alınmış ve benimsenmiştir sözgelişi bunlardan biri de Kaniç adıdır bir köpek türü olan Kaniç adının aslı da Kan-İçen şeklindedir çünkü özel beslenme yoluyla yetiştirilen bu köpek kan yedirilerek beslenir ve bu nedenle kan içen denilirdi batılılar bu kan içen sözünü Kaniş olarak dillerine aldılar insan vücudunun çıplaklığını ifade etmek için biz de bu Türkçe kelimeyi Anatomi kelimesini tercih ediyoruz insanlık tarihi diller alışverişi içinde bulunarak yazılmasa da konuşma metodlarona yerleşmiş diyebiliriz bu şekilde bir tarih yazılı tarihten daha eski bilgileri bize daha kesin belgelerle ulaştırmaktadır hangi dilde hangi dilden kelime yoğunlukları bulursak o milletlerin ilişkilerini değişik kombinasyonlarda bulabiliriz işte bunlardan bazıları da Arapça-Türkçe ilişkisinde meydana gelmiştir Runik alfabeli yani resim yazı tekniği ile düzenlenmiş belgelerin çözümlemelerinden çivi yazısı da dahi tüm yazı metodlarından çok daha eski bilgilere ulaşmak mümkün olmakta bu da tarihin çoktan yeniden yazılması gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır Arapça-Türkçe arasında alınmış kelimelerden bazıları Kuran içinde de bulunmaktdır örneğin Kehf Suresi adının kaynağı sure içinde geçen Kehf denen mağara kıssasıdır bu mağaraya iman eden bazı kişiler sığınmışlar ve burada 300 ve kısa bir duraklama ardından 9 yıl daha uyur halde kalmışlardır bu süre için Kuran yarım gün kadar diye bir tanım getirmektedir gerçekten de ışık hızında hareket edilmesi halinde geçecek yarım günlük sürede 300 yıllık ana aktivasyona kısa bir obsidasyon salınımı yapıp 9 yıl daha ekleyeceğimiz zamanın geçtiğini hesaplıyoruz bu da 309 yıl yapar ışık hızında zaman sıfıra yakın bir hızda geçmektedir bu temel bilgiden bakarak Kuran modern fiziğin ışık hızının hesapladığı yarım gün diliminin 309 yıla hem de 300 ve 9 yıllık bir aralamalı zaman olduğunu bundan 1400 sene önce bildirmektedir Kehf kıssasının anlatıldığı ayetlerde güneş ışığının mağaraya sağdan girerek sola büküldüğünü bildirmektedir ışık hızında hareket ediş halinde zaman da ışık rotası da ivme yapacak ve sağdan sola büküm yapacaktır bu da aynı surede 1400 sene önce açıklanmıştır ve bu surede asıl önemli bir husus hep gözden kaçmaktadır bu mağaraya insanlarla beraber bir de köpek girmiştir fakat bu 300 + 9 = 309 yıl zaman geçtiğinde insanlar atom altı parçacık fiziğinin tüm aşamalarını dış görünümlerine de yansıtarak yaşamışlardır hatta bu husus için onları görseydiniz dehşete düşerdiniz korkardınız demektedir ayetler insanlar bu süre sonunda o gün mağaraya girmişler gibi uyanırlar ama köpekleri daha mağaraya girildiği zaman diliminde ölmüştür insanlar yaşamını devam ettiriyor fakat köpek ettiremiyor burada insanların sağ kalması asıl murad edilendir ama köpeğin ölümü bize insana has bir özelliği söylemektedir insan atamoaltı evren yapısında tardyon-takyon çiftleri aşamasında borucuklarının içinde NUR yapılı RUH vasfını taşımaktadır bu yapısı onun kirlian ışımasını da diğper varlıkların 6 katında gösterir NUR-NAR bileşkesi özelliği taşıyan insan zaman opsidasyonu içinde öz varlığını olduğu gibi koruma niteliği kazanır bu yapı onu diri tutar ama ruh-nur vasfı bulunmayan hayvanı yaşatmaz buna bir örnek verirsek atom altı parçacık plazması üretilirken mesela proton plazması elde edilirken kuark parçalanmasından dolayı dışarı doğru partikül saçılması olur ve bunların zamanı normal (+) zaman koordinatı taşır oysa aynı plazma patlamasında çoktan dışa gitmiş de dönmekte olan kahverengi ışın (foton) tanecikleri ters zamanlı (-) koordinatlı istikamet gösterir biz bunu mıknatısların görünmez ışınları olan çekim özellikli gravitasyon dalga-parçacıklarında tespit edebiliyoruz normal ışık tayfında yedi renk vardır fakat bu tayfın içinde kahverengi kuşak yoktur oysa proton plazma saçılmasında ters yön ve zamanlı kahverengi parçacıklar tespit edebiliyoruz bunun da ilginç bir özelliği vardır bu olayı bir insan gözlemliyorsa kahverengi saçılma meydana gelememekte, insan gözlem yapmıyorsa kahverengi saçılma olabilmektedir yani insan gözünün yayınladığı dalgaboyu bu parçacıkları hapsedebilmektedir işte bu insan gözünün yayınladığı dalga boyunun diğer adını NAZAR DEĞMESİ olarak isimlendiriyoruz eğer bu NAZAR DEĞMESİ haset duygusu ile yayınlanırsa karşısındaki nesneyi parçalama gücüne de sahip olur eğer karşısında kristal cam varsa un ufak olur metal varsa eğilir canlı organizma varsa (-) enerji yüklemesi yaparak en yakın hastalığa uygun zaafiyet alanı meydana getirir işte bu nedenle Kuran nazar değmesinden sakınmayı tavsiye eder konuya dönersek KEHF SURESİ`ne ad olan bu Kehf kelimesi Türkçe bir kelime olan KOF sözünün Arapça diline geçiş şeklidir KOF kelimesi içi boş, oyuk, mağara anlamlarına gelir nitekim KEHF kelimesi de aynı anlamda kullanılmaktadır burada Kehf Suresi içinde anlatılan kıssalar (olaylar)dan ikisinin daha özelliklerini arzederek ana bahsimize devam edelim Kehf Suersi içinde anlatılan olaylardan biri de Musa aleyhisselamın Hızır ve kardeşi Harun ile seyahatidir tefsir ve mealler bu seyahati de asırlar öncesi görüşleri ile açıklamaya çalışmaktadırlar bu eski anlatılara göre Musa ve Hızır bir sahilde yürüyerek ilerlemektedir Musa içinde bir balık bulnan bir sepet taşımaktadır bir yere kadar giderler ve fazla geldik der geri dönerler bu arada sepetteki ölü balık canlanıp denize atlar olayın bir bölümü böyle anlatılır bu olayı çağdaş bilim açısından tekrar anlatalım Musa ve diğer iki kişi daha bir sahilde ilerlerken sepette ölü bir balık vardır fakat bu sahilin tercüme edildiği gibi deniz sahili olduğu kesin değildir anlatışa göre bu sahil bu evren içinde zaman koordinatları kıyısında yapılmaktadır sahil zaman koordinatlarımızın sahilidir kıyısıdır yani her an bu koordinatların dışına çıkılabilir ve ileri zamana yani gelecek zamana geçilebilir nitekim fazla gitmişiz der ve zamanda geri gelirler çünkü ayette geçen kelimelere bakılırsa önceki takip edilen İZ izlenir ama gerisin geri dönerek değil gerisin geri geri geri adım atılamayacağına göre zamanda geri gidilmektedir bu defa geri zamanda da başladıkları zmana değil geçmiş zamana gidilmiştir çünkü balık diridir yani balık sepetten atlamıyor yeniden denizdeki diri olduğu zamana geri dönmüş oluyor Kehf Suresindeki diğer olay ise Zulkarneyn olayıdır Zulkarneyn ayetlerde ifade edildiği gibi isim değil lakap-sıfattır Zulkarneyn sıfatını taşıyan kişi bu adı alacak bir şeye sahiptir o da zul-karn-neyn denen şeye sahip olmaktır nedir zul-karn-neyn? zul = karanlık karn = tunel, hol, geçit neyn = çift demektir buna göre zul-karn-neyn deyince karanlık bir holden-geçitten-tunelden iki defa geçiş demektir bu da bu evren içinde karanlık bir tunel -geçit kullanmak iki ucuna ulaşmak demektir ayetleri incelediğimizde bu kişi Allah`ın verdiği bir İMKAN VESİLE sayesinde uzayda yol almakta güneşin yörüngesinin tersi yönde gitmekte orada bir kavme seslenmekte (geçmiş zamana giderek, geçmişte güneşin olduğu eski yerdeki zamanda insanlara seslenmekte) sonra güneşin gittiği yöne gidip ileri zamana geçmekte fakat bu defa üzerinde güneş batmayan bir arza (gezegene) varmakta ve orada geçimsiz iki kavim bulmaktadır bu olayı çağdaş astronomi diliyle söylersek önce güneşin geldiği yöndeki Herkül Takımyıldızı tarafına gitmekte ve geçmiş zamanda insanlara hitabetmektedir sonra da uzayda güneşin gittiği taraf olan Sirius (Köpek) Takımyıldızı tarafına gitmekte iki güneş yıldız arasında bulunan bir gezegende Ya-Cüc ve Ma-Cüc adını verdiği iki kavmi bulnaktadır yalnız bu güneşlerden biri balçığa batar gibidir ve bir ucu batış tarafında uzamıştır işte bu tarif bir karadelik tarafından yutulmakta olan bir güneş tarifidir ve bu güneş gerçekten de Sirius istikametinde vardır ve karadelik tarafından hala yutulmaktadır olayın anlatımı devam eder iki kavmin kavgasını engellemek için iki dağ arasına yani karşılıklı iki yamaç arasına önce demir külçeler koydurup demir bir duvar ördürür sonra bu duvar üzerine tercümelere göre bakır eriyik dökülür oysa ayette bakır sarılır ifadesi vardır bilindiği üzere elektrik motorları çekirdeği demirdir ve üzerine bakır iletken sarılır bu iki yamaç ifade edildiğinden dev bir elektyrik motorudur ve istenen çok yüksek bir elektrik voltajı elde etmektir böylesi dev bir elektrik motoru çalıştırıldığında meydana getireceği manyetik alan iki yanda zamanı iki ayrı yön koordinatlara iteceğinden iki kavim (yecüc-mecüc) birbirinden zaman olarak ayrı kalacak kavga edemeyeceklerdir bu ayrışan zamanlar da ivme yapacak ve bir zman gelip çakışacaktır işte burada Hadisi şerifler devreye girer ve açıklar Ya-Cüc ile Ma-Cüc zamanları tam da bizim güneş sistemimizin mekan ve zaman koordinatları ile buluştukları bir an gelecek yer yüzünde bu iki kavim görülecektir bu olay da kıyametin büyük alametlerinden biridir şimdi Kehf Suresine bu açıklamalr ışığında yeniden bir bütünlük içinde bakarsak üç olay anlatıldığını bu üç olayda da zamanın değişik formasyonlarda değişimi izah edilmektedir hatta nasıl zaman değişimi yapılacağı da anlatılmış olmak için elektrik üreteci tanımlanmaktadır bir bakıma fiziğin İslam ile ilişkisine bir takım açıklamalar yapmış olduk bu şimdiye kadar anlattıklarımızla fakat bütün bunların odağında zaman değişkenliği yanında insan faktörü vardır öyleyse insan çok özel yaratılışı ile eşrefi mahlukat oluşu ile beraber beden yapısıyla da tanımlanmış olmalıdır önceki seminer çalışmamızda Tin Suresi bahsinde insanın anne rahmindeki beslenmesinden bahsederek bir giriş yapmıştık aslında burada devam edelim şimdi bu anatomik yapının İslam ile ilişkili sistematiğini görmeye nazar değmesi yahut insan gözünün yayınladığı dalgaların kaynağını arayalım insan gözünü inceleyerek başlayabiliriz buna insan gözü hiçbir canlı gözünde olmayan bir göz bebeği sistemine sahiptir Charles Darwin insanı maymun evrimleşmişi diye söylerken gelir en sonun da ah şu insan gözü olmasaydı der çünkü evrimde kök saydığı maymun türlerinin hiçbirinde bu göz bebeği ve göz beyaz retina tabakası yoktur insan gözünün bebeği yaklaşık bir milyon iyon tüpü çubuğunun dmet halinde birleşmesinden meydana gelir her bir iyon tüpü içinde 27 kapakçık vardır her kapakçık ile diğer kapakçık arası bir odadır dışardan gelen ışık ışını yani fotonu bu tüplerden birine girer ve birinci kapakçık kapanır ikinci fotonu engellemek içindir bu ilk odaya giriş anında ikinci kapakçık açılır ve ışık taneciği ikinci odaya geçerken ikinci kapakçık kapanıp üçüncü açılır bu böyle bütün iyon tüpünde tekrarlanır ve ışık taneciği göz topunun geri tarafındaki sarı leke alanına düşer o anda ışık taneciği bu alanda tamamen dalgaboyuna çevrilerek optik görme sinirlerine aktarılır ve aynı ışık hızında beyne iletilir beyinde her bir ışık taneciği dalga boyu fazında farklı beyin hücreleri alanlarına taksim edilir bu taksimat öylesine tutarlıdır ki görülen bütünü değerlendirir ve nitelemeyi de yaparız güzel, çirkin, şu renk, bu biçim, sert, yumuşak, buhar, vbg daha pekçok nitelemeler yapılır burada bir sorun karşımıza çıkar beyimn dediğimiz canlı organizma dış ve iç yapı olarak iki ana yapıya ayrılır görme de dahil tüm dıştan gelen veriler tamamen beynin dışı olan KORTEKS tabakasında kategorilerine kaydedilir ve değerlendirilir korteks glikojen esaslı gri renkli ve yaklaşık 1 mm kalınlığında bir zar tabakasıdır işte gören, öğrenen, bilgi depolayan, unutan, hisseden, karar veren, vbg insani kavramlarımızın tümünü yapan işte bu 1 mm kalınlığındaki korteks tabakasıdır ve bu korteks tabakası sadece insan beyinde bulunup başka hiçbir canlı beyninde bulunmamaktadır işte insanı diğer canlılardan ayıran ana biyolojik farklılık bu olduğu gibi insanın başka bir canlı primat türünün evriminin sonucu olmadığının da ispatıdır korteks dediğimiz bu tabaka beyinin salgıladığı 300 kadar endorfinin (hormonun) sayesinde yaşam bulur bu endorfinler sayesinde sever, nefret eder, öğrenir, unutur, uyur-uyanırız ve düşünürüz beş duyumuzun tüm verilerini alan ve değerlendiren bu korteks tabakası bütün beyin yapısının çevresini saran 1 mm kalınlığı ile yüzde 28 kadar bir miktarına tekabül eder bu korteksin ana yapılarından biri de adrenalin ile beslenmesi ve DNA sarmallarını bulundurmasıdır bu korteks zarının altında ise beynin yüzde 72`si vardır ve beyaz glikojen esaslı hücrelerden oluşur alt beyin dediğimiz korteks altı yüzde 72`lik kısım adrenalinin tersi olan noradrenalin maddesi salgılar işte bu noradrenalin algılandığı anlar korkulan, acıklıdı yahut kızgınlık anlarının üretimidir bir şeyden korkunca noradrenalin salgılanır ve tedbir al yahut saldır parçala komutunu alırız bu noradrenalinin ana merkezi de beynin ön lop kesimidir işte namazda bu ön lop secdeye varır ve manen bu nefret ve saldırganlığı öne eğilmenin sağladığı noradrenalin soğurma sistemi çalışır ve etksis giderilir namaz ciddi ve anlamlı kılınırsa beynin bu işlevi kaçınılmaz olur ki insan o zaman sakin ve merhametli olmaya başlar namazda ciddiyet ve anlam söz konusu değilse noradrenalin soğurma sistemi nötralize etme yapmayacağından namaz hedefine varmamış olacaktır insan ana rahminde şekil alırken hep söylendiği gibi önce insan kalbi değil işte b u alt beyin yapısı meydana gelir ana rahmindeki nutfenin ilk şekli kurbağa larvası şeklindedir ve bu larvanın başı daha sonra ana beynimiz olan alt beyni meydana getirecek, larva şeklinin kuyruk bölümü omurlilik ile beraber ana sinir sistemi biçiminde yapılanacaktır cenin büyüdükçe ilk beş ay geçene kadar bu larva başı zarsızdır beş aydan itibaren korteks meydana gelmeye başlar ve düşünce sistemimizi öğrenme alanımızı kazanırız ana karnında bu beş aydan itibaren çocuk annenin ve yakın çevresinin duygusal etki alanında demektir çünkü anne en yakın olarak tüm duygusallığını ilk önce kendisi rahmindeki bebeğe geçirecektir bu nedenle anne adaylarının moral değerlerinin çok sağlıklı olup olmaması doğacak bebeğe son derece etkili olacaktır bunun bir nedeni daha vardır insan beyninin korteksinde DNA sarmalları bulunurken alt beyin sisteminde RNA sarmalları bellek kartları vardır tüm insanlık Adem-Havva`dan beri tüm geçmiş soy ağacının tüm bilgi-bellek birikimini işte bu RNA kartlarında taşır mümkün olsa da RNA kartlarını okuyabilseydik her bir insanın geçmişinde Adem-Havva`ya kadar tüm tarihini okumuş olacaktık bu kartların miktarını dünyaya şimdiye kadar gelmiş insan nüfusunun toplamının birkaç milyar katı olduğunu düşünürsek nasıl bir bilgi bankası taşıdığımız anlardık ana karnında bebek nasıl anasından duygu etkileşimi alıyorsa beyin dalga alıcı verici sistemi ile yakın çevresinde kardeş, baba, akraba beyin fazları ile de yakınlığı nedeniyle etkileşlmeye girecektir bu nedenle doğan bebekler ilk altı aydan sonra mutlaka annne koynunda yatmaktan uzak tutulmalıdır kardeşlerin aynı yatağı paylaşmaları da mutlaka önlenmelidir bu yakın temas halinde aynı yatağı paylaşma bazan aynı odayı paylaşma dahi beyin dalgaları ile bilgi alış verişine neden olur ki olabilecek olumsuzlukların aktarımı için bu birlikte yatma en uygun yoldur yine bir yatağı paylaşma alt beyin etkileşimi bakımından o bebeğin yetişkinlik dönemlerinde karakter ve cinsel sağlıklılık seviyesini de belirleyici olabilecektir alt beyin kuruğu olan sinir sistemimiz kuyruk sokumuna kadar ilerlerken alt beynin altındaki talamus isimli yerden çıkan ve hipotalamus guddesinin içinden geçen bir sinir bu alt beyin kuyruğu ile birleşmek üzere damak üzerinden şah damarı yanından geçerek enseye, buradan iki kürek kemiği arasına, iki kürek kemiği arasında çatal yaparak biri kalbe diğeri göğüse ulaşır kalbe giden arter damarı altından kalbe girer ve arter altındaki kalbin tamamı 7 tane olan ama merkezi bu arter altında bulunan mercimek büyüklüğündeki beyinciğe girer bu 7 beyincik beynin hücre yapısıyla aynı dokulardan oluşur ve kalbin beyinden bağımsız çalışmasını düzenler göğüse ulaşan sinir kadınlarda iki meme arasında bir düğüm yaparak yola devam eder ve üreme sistemine ulaşır kadınlar namaz kılarken ellerini işte bu düğüm üzerine kapatırlar erkellerde aynı sinir düğüm izi yaparak yola devam eder ve göbek çukurunun iki parmak altında düğüm yapar ve üreme organlarına ulaşır erkekler de namaz kılarken bu düğümü kapatırlar çünkü cennet ortamında Adem ve eşinin siccin alanında yaptıkları secere eyleminin dünyada hala hatırlandığını ve oradaki olayın hatırasından hicap ve pişmanlık duyulduğunu ifade eder bu aynı zamanda güzel ahlak ile oradaki takva elbisesinin taleo edildiği anlamına gelir insan anatomisinin İslam dininde direk ilan edilen NAMAZ ile ilgisi bakımından bu hususu çok iyi kavramış olmak gerekmektedir biz burada insan korteksi ile alt beyin sisteminin etkileri ve etkileşimleri bakımından Türk Psikiyatri sahasında önemli bir yer tutan değerli bilim adamı emekli subay ve DR.Nusret Kaya`nın "Benmim Adım Cenin 1 ve 2" isimli eserlerini tavsiye ediyoruz insan anatomisinin İslam ile ilişkilerine bir başka seminer çalışmamızda devam etmek üzere bu geceki bahsi burada sonlandırıyoruz
.Rabbim, ilmimi ve bilmemi çok çok artır. (Taha Suresi-114.)
Başta Resulullah olmak üzere cümle ehli İslam`ın cümle şühedanın ve hasseten Başbuğ Alparslan Türkeş`in ruhlarına lillahül Fatiha
hakkınızı helal ediniz
|
 |
2008-10-05 |
Bu yazı |
10791 |
kere okundu |
|
|
|
|





Üye Ekranı
Toplam : |
34552 |
Son Üye: |
Omer33tarsus |
|