Köşe Yazarı : SEMİNERLERİMİZ
SEMİNERLERİMİZ
Yazara Ait Tüm Yazılar
3 MAYIS 1944 OLAYLARI VE SONUÇLARI

Sohbet Odamızda alpurungu rumuzu tarafından verilmiş seminer. Direk sohbet odasından buraya aktarılmıştır.

Bi-ismillah-ir-rahmanurrahim

Değerli dava arkadaşlarım
bu gün 3. Mayıs 1944 olayları diye bilinen tarihe Türkçülük Turancılık davası olarak geçen olayların bu yıldönümü gününde bu davanın meydana çıkma sebepleri ile sonuçlarını ele almak istiyoruz
1940`lı yıllardan bu yana Türk Milliyetçiliği Hareketi`nin her türlüsüne Türkçülük dediğimiz Türk Milletini sevme ülküsüne Irkçılık diye bir suçlama her zaman ve her zeminde yönetilmiştir
biz burada 1944 olayları diye kısaca söylediğimiz bu hareketin o zamanki şartlarını olayların iç yüzünü ve sonuçlarını açıklarken ümidimiz odur ki ırkçılık denilen iddialara da bir cevap vermiş olacağız

Herhangi bir olayın meydana geldiği zaman eğer eski bir tarih ise ve oluş şekli ile etkileri bakımından da  toplumu topyekun ya da bir kısmını ilgilendiren bir şey ise ona tarihi olay demeyi bilimsel prensip kabul ederiz
bu bakımdan bir saat önceki bir olay dahi  toplumu ve önemli bir kesimini ilgilendiriyorsa tarihin bir bölümüne de kayıt düşüldü demektir ancak tarih okuyan ve değerlendirenlerin de olayları temel bir ilkeyle ele almaları gerekir

bu ilke de şudur
her olay olduğu zaman ve şartlara münhasırdır yani her olay olduğu zamanın şartları çerçevesinde görülmeli ve o zamanın şartları ve düşünceleri dikkate alınarak irdelenmelidir
sonucu hakkında da ancak bu asgari şart ile doğru bir noktaya varılabilir

1944 olayları denilen Türkçü Turancı davası olaylarını da işte bu asgari şart çerçevesinde inceleyerek doğru sonuca varabiliriz
bu olayların temel niteliği ırkçılık iddiaları üzerinde dolaşır ırkçılık için bir kaç soruyu kendi kendimize sorarak ortaya koymamız gerekir
ırkçılık suç mudur?
ırkçılık milliyetçilik midir?
ırkçılık bilimsel midir?
ırkçılık bir milletin temel inanç profili olabilir mi?
İslam dinine göre ırkçılık ne olarak görülmelidir
Türk Milliyetçiliği Hareketi ırkılık mıdır?
Ülkücüler ırkçı mıdır?
bu soruları daha da fazla sorabiliriz

Fakat bu sıraladığımız sorular dahi diğer sorulabilecek soruları kendinde toplar ve cevapları da yeteri kadar vermiş olur bu bakımdan 1944 olaylarını doğru değerlendirmek için ırkçılık nedir ve o tarihte ırkçılık ne olarak görülüyordu
sorusuna öncelikle cevap vermek gereklidir ırkçılık dünya fikir sistemleri içerisinde tarihi bakımından binlerle yıl öncelere dayanan bir geçmişe sahiptir ancak çok defa ırkçılık adıyla değil ama bir milletin yahut bir toplumsal mutabakat çevresinin kendi varlığını dayandırdığı özellikle inanç potansiyelleri bakımından ortaya koydukları görülür.

Buna İslam dini ve Resulullah "asabiyetçilik" adını veriyor.Asabiyetçilik fikrini benimsemek soyunu üstün ve emsalsiz saymak Yahudi ırkının ve kendi çabalarıyla bozup işledikleri Tevrat kitabının temel fikirleri işte bu çerçevede belki de en temel metedolojiye sahip ırkçılık şeklidir. Çünkü Tevrat ve İsrailiyat iddialarına göre Yakup isimli peygamber onların kendi uydurdukları şekliyle güya Yahova (Allah) ile üç gün güreş tutar ve üç gün de berabere kalırlar
üçüncü günün akşamı Yahova Yakup`a adın İsral olsun der  ve bu Yakup yeni adıyla İsral o yenişemediği Yahova`nın kızları ile evlenir. Bu evlilikten İsrailoğulları meydana gelince yarım Yahova (Allah) yarım da insan soylu İsrailoğulları meydana geldi sayarlar kendilerini böylece İsrailoğulları yani Yahudiler kendilerini yarı Tanrı gördüklerinden Yahudi ırkının insanüstü olduğunu diğer insanların da nasıl Allah emirlerine itaat mecburiyeti varsa  bu tarı Tanrı İsrailoğullarına da itaat etmelidirler düşüncesi Yahudi inancının en temel prensibi olur.

Yeryüzünün gelmiş geçmiş en gerçek ırkçıları işte bu Tevrat`a kadar sokuşturulmuş olan bu yarı Tanrı soylu Yahudi ırkı olma iddiası ve Yahudi ırkçılığıdır asabiyetçilik bu ırkçılığı da kapsayacak şekilde babadan oğula geçen üstün nitelikler ve kan bağı ile var olduğuna inanılan soyculuk kavramına denilmektedir.

İslam ve Resulullah da işte bu ırkçılığı asbayitçilik olarak niteler ve reddeder İslam`a göre her insan Allah`ın yeryüzünde halifesidir. Onların buluşmak zorunda oldukları ortak nokta budur ve Allah`ın ipine sarılmış olmak yani takva sahibi olmaktır bunu sağlarken insanların bir kadın ve erkek mevcudu ile aileyi onların yakın akrabalık çevresiyle aşiret şube guruplarını bunların da ortak kültür ve gelenek bağları ile bu akrabalık bağlarını da birleştirerek millet varlığını
bir mutabakat halinde birleştirmeye Milliyet olarak kabul etmektedir.

Bu Millet özelliklerine dahil olan mensubiyet fikrini birleştirici kabul eden insanların da Allah`ın emirlerine itaat etme dolayısıyla size en yakın olandan başlayınız hükmü gereğince de kendi milletinden olanlarla hareket etmeye
takva çerçevesinde hareket etme hükmü getirilmiştir ki biz buna milliyetçilik bunu benimseyen Türk Milletine de Türk Milliyetçileri demek durumundayız.

Burada ırk kavramı bu tarif içinde görülemeyebilir ancak ırk bir kan bağı entegrasyonu ise buna da akrabalık halkalarının birleşmesi anlamı veriliyorsa Türk ırkının var olduğundan söz edilebilir dolayısıyla Türk Milliyetçiliği fikir sisteminde temel değil ama bir faktör olarak Türk ırkı vardır Türk Milliyetçiliği yapan bir kişi sırf bir faktör olan ırk kavramını taşıyor diye de ırkçı olamaz Milliyetçiliğine de ırkçılıktır denilemez ancak;
bu asgari tariflere ulaştığımız çağımızdan çok önce 1944 olayları öncesinde insanlık bambaşka bir ırk anlayışı daha benimsiyordu Türk Milleti değil insanlık diyoruz. Çünkü dünya genelinde 1940`lı yıllar gelene kadar evrim teorisini ortaya atan Charles Darwin`den önce de aslında evrimciler vardı ve bu evrimciler bazan güçlü organizmanın güçsüz organizmalar arasında doğal seleksiyon prensibi uygulayacağını üstün nitelikli organizma olan primat saydıkları insanı da
güçsüz yani geri primat yani insanlara karşı güçlü olanlara mahkum kabul ederler doğada görülen doğal eko sistem de olan seleksiyonu insana da uygulamak gerektiğini savunurlardı.

Mesela MÖ asırlarda Yunan filozoflarından Eflatun`un Devlet isimli kitabında sakat ve akıl hastalarının öldürülmeleri gerektiğini güçsüzlere hayat hakkı verilmemesini üstün insanlar üretmek için özel üretme çiftlikleri kurulmasını tavsiye eden konular işlenebilmiştir.
Nazi Almanyası`nın nasyonal sosyalizmi de bu insan üreme çiftliklerini İnsan Haraları adıyla kurmuşlar seçkin Alman kahramanları ile ülkenin seçkin aileleri ile seçme Alman güzelleri kadınları çiftleştirerek binlerce çocuğun dünyaya gelmesi sağlanmıştı neki, bu üstün ırk üretme çiftliklerinden beklenen üstün insanlar yerine çok sayıda  doğuştan engelli çocuklar daha çok görülmüştü antik çağlarda üstün insan düşüncesi pek çok kültürde değişik şekillerde de görülmüştü.
Pers Kralı Kirus`un hanımı Kraliçe üstün insan ve özel olduğu kabul edildiğinden
güzelliğini korumak için
ülke çapında her yıl bir yaşını doldurmamış en güzel 200 erkek bebeği toplanır başları kesilir ve bu bebeklerin beyinlerini
yemeke hakkı tanınırdı
Afrika yerlilerinde de Krallar pek uzun ömürlü olmazlardı
çünkü yamyamlık doğaldı ve öldürülen insanların en değerli yeri olan kafalarını kral yahut kabile reisleri yerdi
bu da fosfor deposu beyin yemekten dolayı fosfor zehirlenmesine yol açar
kral yahur kabile reisleri fosfor zehirlenmesinden genç yaşta ölürlerdi
antik çağlardan beri kendilerini üstün gören
ya da toplumları tarafından üstün görülen soylar ve guruplar hep olmuştur
asilzadelik de böyle bir kavramın belki en yumuşatılmış şeklidir diyebiliriz
babadan oğula yönetim hakkı geçmesi ilkesinin İslam`da hiçbir kabulu olmadığı halde
bir başka deyişle saltanat fikri İslam tarafından kabul edilmediği halde
Emevilerle İslam dünyasına saltanat sokularak
halkın liyakatlısına reis olma yolu İslama aykırı olarak kesilmiş oluyordu
denebilir ki Türkler`de de babadan oğula geçen sistem yok muydu?
elbette vardı
ancak Türk Kültür yapısında babadan oğuladan çok o aileye öncelik tanınmakla beraber
millet içinde liyakatını isbat etmiş olmak daha önemli ve temel kanundu
bu bakımdan her Han, Kaa, Yabgu, Bey ve benzerleri mutlaka en küçük topluluk biriminden
Millet seviyesine kadar
aile meclisleri boy meclisleri ve nihayet Millet meclisi olan Kurultay kararı ile seçilir veya azledilirlerdi
babanın hükümranlığını oğluna bırakması bir hak olmakla birlikte kurultay kararı bir başkasını emredebilirdi ve
bu kurultay kararı daha asıl olarak kabul edilirdi
bir bakıma İslam dini kabul edildikten sonra saltanat sistemi bütün kurumları ve değerleriyle
Türk Kültür sistemine girmiştir ve Türk Töresi bozulmuştur
bu bakımdan İslami hükümlere daha uygun olan Türk Töresinde yönetim belirleme kuralı kaybedilmiş olması
toplumun diğer Türk Kültürü kurumlarına da çok büyük zararlar vermiştir
İslam zannı ile Arap ve Fars geleneklerini almış olmak hiçbir zaman İslam adıyla tarif edilmemelidir
bir aileden çok ferdin faydalı ve liyakatlı olma ilkesi denebilir ki
Türk dünyası dışında pek rastlanmayan bir temel kuraldır
işte bu bakımdan en yoğun soyculuk özellikle batı toplumlarında görülmüştür
onlara göre Kilise papazları bir mesleki kurumda başarının makamını işgal ediyor olmak yolundadır
fakat feodal beyler prenslikler
Rex, Tex, Kral ve Lord yahut Dük sistemleri daima babadan oğula geçmekle beraber yetki büyüdükçe
Krallar Allah`ın mülkü idarede en yetkili vekili sayılmışlardır
dolayısıyla en küçük yetkili olan feodal beyi
sözgelişi Rusya Boyarları
bir vatandaşını dövebilir, hapsedebilir veya öldürebilir
bu bakımdan da köylü köle demek olan serf adı verilirdi halka
halk böylece sistemin yöneticilerinin malı olan köleleri olurdu
asırları çağları böyle yaşamış bir Avrupa özellikle
endüstri devrimleri olup kapitalizm feodalite ve Krallıkların yerine yeni rejimler getirirken
icatlar ve keşiflerle üretim araçları modernleşip
gelir kaynakları gelişirken
yeni gelişmeleri de eskinin halkının yani serflerinin sahibi olan yöneticilerin yeni adları
kapitalist, fabrikatör, bankacı vbg olur ise de yetki ve hakları da bu yeni adlara göre düzenleyeceklerdi
işte bu dünya genelinde yürütülen hakimiyet parasal ve sömürü hakimiyeti şeklinde olunca
kaçınılmaz olarak toplumları kendi istekleri doğrultusunda organize edecek fikirler ve idealler
etrafında toplayacak felsefelere ve siyasetler de yol verecekler destekleyeceklerdi
Darvin, Hegel, Engels, Marx ve diğer düşünür ve ideologlar bilim adına hep bu hakimiyet için vasıta olacaklardır
bu sözde bilimsel çalışmalara göre Norveçli coğrafyacı Kjellen`in ortaya attığı
jeopolitik kuramları kısa zamanda Almanya merkezli fikir organizasyonlarının da temeli yapıldı
buna göre insan gelişmiş bir organizma olarak
güçlenen zayıfı yer ve beslenir diyorlar
bu beslenen organizma yani insan topluluğu beslendikçe daha güçlenir
daha güçlenen yopluluk daha büyükleri yutar ve iç bölünme ile entegrasyon hayat kurulur
teorileri işleniyor
ırkçılık da bu organizma temelli iddiaların sosylal hayatı ırk kavramında değerlendirmeye yönlendiriyordu
Alman Nasyonal Sosyalizmi ile Marxist kökenden gelen İtalyan Benito Mussolini Faşizmi
dünyanın gizli kapıları ardında hazırlanan senaryolardan en geçerlisi sayılan ırkçılığa kolayca geçiş yaptılar
1900`lü yıllar başlarken neredeyse bütün dünya siyaseti ve bilim çevreleri
ırkçılığı geçerli bir bilim dalı sayıyorlar
devlet yönetimlerini de ırkçılık prensiplerine göre düzenliyorlardı
ABD o tarihlerde ırkçı prensiplere sahipti
çünkü ABD halkı daha kısa zaman önce beyaz ırk adına Kızılderili milyonları katlederek bir ülke kazanmış
Cermen milletler gurubundan olan Alman, İngiliz, Fransız, Hollanda, İskandinav soyları koalisyonuydu
haliyle Cermenlik ortak paydası ırkçı olmalarına yetiyordu
İngiltere ırkçıydı
1900`lü yıllar girerken bile zenciler hayvandır ve miras kalır diyen ysaları hala yürürlükteydi
Avrupa genelinde kadını bile yarı insan sayan bir anlayış vardı
1905 yılına kadar kadınlar kocaları ölünce kocalarınınkardeşlerine miras kalıyordu
İskandinav ülkelerinde evlenen kızlar gerdek gecesini lordun, dükün yatağında geçirmeye mecburdu
İsviçre`de bu gün bile kadınlar milletvekili seçme hakkına sahip değiller
oysa biz medeni kanunu bu İsviçre`den almıştık
ırkçılık bir insan türünü diğerine üstün saymak ise
kadını ikinci tür saymak da bir ırkçılık anlayışı değil midir
oysa İslam kadının adına Sure indirmekte, hiçbir ayetin adını erkek koymamaktır
Kadını ana yapan niteliği ile cennetin üzerine çıkarmakta
ayağının altında cennet inşa etmektedir
yoksa İslam sokakta kafeslemek için kadını kafes arkasından kurtarmamaktadır
İslam diyerek kadını kafes arkasına sokanlar
Resulullahın savaşlarında kadınların askere bile komuta edebildiklerini
hatta annemiz Ayşe`nin dahi Hz.Ali`ye karşı ordu komutanı olduğunu görmemektedirler
insanı kendi içinde birinci ikinci sınıf yapan her anlayış üstün insan fikrine girer ve ırkçı olur
işte bu kavram etrafında birleşen bütün Avrupa ve Amerika topyekun olarak
bir asır boyunca ırkçılığın en acımasız şekillerini devletlerine hakim kıldılar
onların arasından bir Hitler çıktığında
hiçbir Avrupa milleti ona ırkçı olduğu için karşı çıkmıyordu
o yıllarda Türkiye`de dünya genel politikalarına ayak uyduruyor
rejiminin temel faktörlerinden birini ırkçılık olarak görüyordu
Fakat Türkiye`nin benimsediği ırkçılık insanı birinci ikinci sınıf diye bir tanımlama değil
Osmanlı zamanında özellikle çok ihmal edilmiş olan Türklük bilincini uyandırma amacına yönelik olarak
Millet kavramında merkez kabul edilen ırk kavramının işlenmesi önceliğini kabul ediyordu
ikinci dünya savaşı başladığında dünya topyekun bir ırkçılık politikası güderken
belki en masum ve en doğru olan şeklini Türkiye uyguluyordu
1944 yılı olayları olmadan sadece iki yıl önce bu devletin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu
Türk Ocakları`nda yaptığı konuşmasında biz Türkçüyüz diyordu
aynı Başbakan iki yıl sonra Türkçüyüz diyenleri tutuklayan hükümette yine Başbakandır
1944 yılı gelirken dünyada büyük bir savaş vardı
Aman-Japon ittifakına karşı diğer devletler savaşıyordu
savaşa başlarken de hileler hakimdi savaş devam ederken de
Irkçı cephe diye çok sonra tanımlanan Almanya
Yahudi düşmanlığı ile ortada boy gösteriyor
güya Yahudi katliamı yapıyordu
katledilenlerin yarısı sünnetli oldukları için
yine sünnet olduklarından sünnetleriyle tanınan Yahudilerden sanılarak Türkler katlediliyordu
katledilenlerin en az yarısı Rus orduları saflarından
Romanya Polonya ovalarından ele geçirilen Müslüman Türklerdi
Yahudi düşmanı denen Hitle kendisi de ABD ve Avrupa basını tarafından hala işlendiği şekliyle
Avusturya asıllı diye reklamı yapılmış ve bir Alman diye unulmuştu
oysa Hitler Çekoslovakya asıllı Musevi bir köyde Musevi bir aileden dünyaya gelmişti
Hitler rejiminin milyonları katletmeye gönderdiği tanklarının kototları
Amerikalı Yahudi şirketi olan General Motor tarafından veriliyordu
Alman savaş giderleri de Amerika`da yerleşen Alman Yahudisi sanılan ama Selanik Yahudisi asıllı olan Rodchilds ailesinden sağlanıyordu
bu aslında gelecek dünyası için yeni bir paylaşım savaşıydı ve dünya milletleri bu ekonomik ırkçılığı görmek istemiyorlardı
yine bir Gürcistan Yahudisi olan ve gerçek adı Çukaş Villi olan ama Çuka Şivili diye Gürcü olduğu reklamı yapılan
Çukaş Villi ile Çuka Şivili arasındaki benzerliği görmeyenler sayesinde Yahudi ırkına hizmet ettiği görülemeyen
20 milyon Türk katletmesiyle meşhur Stalin Rusya`sı
Hitler Almanya`sı ile çıkar savaşındadırlar kısaca
insanlık düşmanı dedikleri ama nedense 1942 yılına kadar Hitler Fransa`yı bile işgal ederken dahi susan ABD
ancak 1942 yılında savaşa tenezzül edip girerken
yeni dünya düzeni senaryoları gündemdeydi aslında
işte bu dünya savaşı içinde haritalara bakarak Türkiye güneyi ve kuzeyinde ne var diye yeniden değerlendirirsek
bu bölgede kime ne intikamlar ne katliamlar tasarlanmış
hangi ülkeler nereleri kaybedip nereleri kimler almış bir daha görürsek
savaşın asıl maksatları görülecektir
o yılların Türkiye yönetimi
Atatürk`ün tam bağımsızlık ilkesini daha savaş başlamadan 1939 Mart ayında Fransa-İngiltere askeri ittifakına girerek
çoktan terk etmiştir
diğer yandan bu ittifak tarafı Türkiye
Almanya ile de gizli anlaşmalar yapmaktadır
Alman tanklarının ihtiyacı olan demir ülkemizden gönderilmekte
Bulgaristan ve diğer Balkan işgalcisi Alman ordularının akaryakıt ihtiyacı Türkiye üzerinden sağlanmakta
aynı Türkiye Alman gemilerini takibindeki İngiliz gemilerine sahillerini açmaktadır
bunu adı tarafsızlık diye sunulmaktadır
bu ülkenin insanları karneyle adam başı bir ekmek alabilirken unlarımız buğdaylarımız
batını ve muhatabı Almanların alımına sunulmaktadır
devlet 1943 yılına kadar ırkçı söylemde Almanya yanındadır
ama siyasal söylemlerde Avrupa ve Amerikan yanındadır
karasızlığını yenemeyen bir İnönü politikası vardır
savaşa girmemekle batıya en büyük yardımı yapan Türkiye
batının müttefiki Rusya tarafından tehdit edilmekte
Kars Ardahan bölgesi Ermeniler adına Erzurum`a kadar talep edilmektedir
kuzeydeki komşu Rusya savaşın 1944 başlarında farklı bir konuma gelmiştir
Kızıl ordu Stalingrat galibiyetiyle Almanlar karşısında ilerlemeye başlar
haliyle Kafkasya`ya doğru da hareketlenmeler vardır
Kızıl emperyalizme karşı isyan eden Türk orduları da vardır
Alman desteği kaybedilince Kafkasya Türk tümenleri de gerilemeye başlar
300 bin kişilik Kafkas tümenleri geri çekilmeye mecburdur
çünkü savaş içinde bu tümenlere biz de geliyoruz diyen Türkiye hiçbir zaman geldiğini göstermemektedir
300 bin kişilik Kafkas tümenlerinin geri çekilme harekatı büyük zayiatlar verir
Türkiye sınırına yaklaştıklarında 35 bin kişi kalmışlardır ama Türkiye hala sessizdir
sınırımızdan ancak 554 kişi geçebilir ve Türkiye`den siyasi iltica talebinde bulunurlar
554 Türk siyasi iltica istemektedir
sınır karakolu Ankara`ya bilgi verir
Ankara`da İsmet İnönü doğrudan üç kelimelik bir emir verir
geri iade edin
oysa uluslar arası savaş hukukuna göre siyasi iltica talebinde bulunanlar kabul edilmeseler de savaş durumunda geri verilemezler
üçüncü bir ülkeye gönderilirler
bu 554 Türk ise siyasi mültecidir ve iade edilecektir
bir üsteğmen tarafından ilk 30 kişi Kars kapıdan Rus yetkililere teslim edilir
ilk 30 kişi Türkiye tarafındayken soyunur iç çamaşırları ile kalırlar
neden soyunuyorsunuz diyen üsteğmen Saffet`e
elbiselerimiz hür vatanımızda kalsın
Ruslar bizi mutlaka kurşuna dizecekler
ilerde çocuklarımıza tek hatıramız da bu olsun
30 kişi köprünün öbür tarafına geçer geçmez kurşuna dizilir
üsteğmen Ankara`ya bilgi verir durumu anlatır telgrafla
gelen telgraf emrinde sadece
teslime devam edin yazılıdır
üsteğmen her 30 kişide Ankara`ya sorar
her soruşuna cevap aynıdır
554 kişi orada şehid edilirler
çok sürmez üsteğmen vicdan azabına dayanamaz ve aklını oynatır
bu üsteğmenimiz 1979 yılında hala Bakırköy akıl hastanesindeydi ve sağdı
işte bu katliama o zamanın meşhur Azeri şairi Elmas Yıldırım bir ağıt yazar
bu ağıtında
Taşa desem ses gelirdi
Türkiye`den ses gelmedi der
Ankara ve İstanbul bu haberi duymuştur
benzeri olaylar da olmaktadır pek çok yerde
ve hükümet Rusya`yı
Kars Ardahan isteğinde bulunmasın diye sakinleştirmek için
yeni politik yaptırımlar da sergilemeye başlamıştır
1943 yılında tanınmış komünistler çeşitli bakanlıklarda devlet dairelerinde
önemli makamlara getirilmektedir
İnönü yeni bir politika olarak
Rusya`ya da göz kırpmaktadır
1 Temmuz 1943 tarihinden itibaren
Tan Gazetesi Türk Milliyetçiliğine karşı yayınlara başlamış
Gizli Komünist Partisi Türk Milliyetçilerini hedef alan iftiralar yazmaktadırlar
hükümetin 554 Türk için yürüttüğü ya da yürütmediği politika bardağı taşırır ve
1 Nisan 1944 günü Orkun dergisinde Başbakan`a Hüseyin Nihal Atsız imzası ile bir açık mektup yayınlanır
bir ay önce de 1 Mart tarihinde de aynı dergide bir mektup daha yayınlanmıştır ama
ikinci mektup daha sert olunca
İsmet İnönü ve Başbakan Şükrü Saraçoğlu
kendilerine ağır suçlamalarda bulunan bu mektuplara sessiz kalmazlar
Prof.Zeki Velidi Togan hükümeti devirmeye teşebbüs, Hüseyin Nihal Atsız bu amaçla örgüt kurmakla suçlanırlar
onlarla ilişkisi olanlarla beraber 34 kişi özellikle suçlanarak
haklarında 26 Nisan 1944 günü dava açılır
duruşma 3 Mayıs günü olacaktır
Ankara kaynamaya başlar
gençlik Ulus Kızılay arasında yürüyüşe geçer
kalabalık bir yandan da mahkemeyi sarar
hakimler bile mahkemeye ancak pencereden sokulabilirler
gençliğin bu kalabalıkları ve ülke genelindeki etkisi hükümettekileri çok etkiler
19 Mayıs günü bayram gösterilerini izleyen İnönü
bu Türkçüleri
Türkiye`ye zararlı faaliyetler yürütmekle suçlar ve haklarında gerekenleri yapmaktan çekinmeyeceklerini açıklar
İnönü bu açık çeki de verince
tutuklamalar başlar
34 kişi tutuklanır
mahkemeler 1 nılu Sıkıyönetim mahkemesinde yapılır
mahkemeler 29 Mart 1945 de sonuçlanır
Zeki Velidi Togan ihtilal yapmaya teşebbüsten 10 yıla
Hüseyin Nihal Atsız 6 yıl 5 aya
Alparslan Türkeş 9 ay 10 gün
hapis cezasına çarptırılır
diğer sanıklar da bir yıl ile dört yıl arasında cezalara çarptırılır
mahkumlar son derece insanlık dışı uygulamalara tabi tutulurlar
bir çokları ağır işkenceler görür
aralarında subaylar gazeteciler doktorlar bilim adamları çoğunluktadır
temyiz davasına bakan Askeri Yargıtay
mahkemelere bakan 1. sıkıyönetim mahkemesinin tarafsız olmadığını
kararların bu bakımdan geçersiz olduğunu
davaya 2. sıkıyönetim mahkemesinin bakmasını ister
tutuklular 23 ekim 1945 de salıverilirler
ikinci mahkeme safhası da başlar ve tüm sanıklar beraat ederler
gerek Yargıtay gerek askeri mahkeme kararları
Türkçülerin ırk anlayışlarının mensubiyet esaslı olduğunu
Türk varlığını savunduklarını
Turan fikrinin de Türk kültürün bir parçası olduğunu karara bağlar
on yıl kadar sonra
Hüseyin Nihal Atsız 3 Mayıs 1954 tarihinde bu günü Türkçülük bayramı olarak ilan eder
duruşmalar yapılırken Komünist dergi ve bildiriler alenen yayınlanır
Türkçülük ve Turancılık adeta vatana ihanet gibi anlatılır
Hükümet de bu tarihten itibaren
Atatürk`ün de biz Türkçüyüz dediğini inkar eder ve artık bütün hükümetler Türkçülük kelimesini kullanmayan
bir söylem benimseyerek Mustafa Kemal Politikaları aşama aşama terkedilerek günümüze kadar
Türk Milliyetçiliği devlet değeri olmaktan tümü ile çıkartılır
1944 yılı
gerek bu dava
gerekse dünya dengelerindeki yenilenme ve bloklaşmalar
gerekse ekonomik çıkar alanlarının güçleri
sonucunda
Türkiye açısından Türk Milliyetçiliği fikrinin eritilmesine başlangıç yapılır
3 Mayıs 1944 tarihinin Türkçülük bayramı yapılması işte bu yok edişin karşısına
var olmaya devam edişin bir azim tarihi olarak kaydedilir
bu 1944 olayları
Türk Milliyetçiliği Hareketi`nin  harekete geçmek tarihidir
çünkü artık devlet seviyesinde Türk Milletinin tam bağımsız bir devlet olmadığı
olamayacağı empoze edilmeye başlanmıştır
zaman içerisinde de
kimi zaman ortanın solu politikaları potasında
kimi zaman Milliyetçi Muhafazakar söylemleri potasında
ısrarla Türk Milliyetçiliği eritilmek istenmiş ve oldukça da mesafe alınmıştır
Türk Milliyetçiler daha İsmet İnönü politikaları bitti şimdi daha rahat olacağız dedikleri sırada
Menderes hükümetinin başa geçmesiyle birlikte
İnönü kadar sert tedbirlerle tabi tutulmuşlar
il olarak da Milliyetçiler derneği kapatılarak
gözdağı verilmek istenmiştir
Türk Milliyetçiliğinin bizatihi kendi içinde var olan İslami değerler sarılma ve sahip çıkma ilkesi
yok sayılarak
Milliyetçi Muhafazakar sözü yaygınlaştırılarak
Milliyetçiliğin Muhafazakarlıktan ayrı olduğu işlenmiş
toplumlar zamanla da Milliyetçi ile Muhafazakar arasında pay edilmeye başlanmış
Ilımlı İslam statüsü de bu ilerlemenin son noktası olmuştur
Ilımlı İslam ile Türk Milliyetçiliği karşı karşıya getirilmekle
hassas toplum değerlendirmeleri
maneviyata doğru meyledeceği düşüncesiyle
Milliyetçiliğin tümüyle terk edileceği planlanmıştır
1944 sonrası Milliyetçileri
devlet içinde yerleşen dini siyasallaştıran Amerikan İngiliz Almam şebekelerini dikkatle izlemeye almış
ama bu arada bunu hiç de tehlike olarak görmeyen siyaset dışı milliyetçilik akımı da doğmuştur
siyaset içi milliyetçilikle siyasal İslam çetelerine karşı mücadele yanında komünist ve her türlü Türklük ve Türkiye hatta Türk dünyası
düşmanıyla mücadeleyi esas alanlar
önce 1960 yılı 27 mayıs ihtilal döneminde devlet içinde yer almaya öncelik vermişler
Milliyetçi Hareket Partisi adıyla yeni hedeflerine yönelmişlerdir
diğer yandaki siyaset dışı Türk Milliyetçiliği fikri Reha Oğuz Türkkan H. Nihal Atsız gibi değerli kişiler etrafında toplanmış
fakat devlet içinden yapılan tahribatlara karşı duruşta pasif kalan Türkçüler kesimini temsil eder duruma düşmüşlerdir
12 Eylül 1980 ihtilali Türk gençliğini on yıl süre ile depolitize (siyasetten uzak) tutunca devlet içinde yıkıcı her kesim rahatça yerleşmiş
ANAP politikacılarını yönetimine terkedilmiştir
1920 ile 1939 arsındaki Türkçü dolayısı ile Türk Milliyetçiliği merkezli devlet politikaları
sonraki dönemlerde adeta suç işler gibi gösterilmiş
Turancılık hiçbir yasada suç diye tarif edilmediği halde 1944 dahil 1980 yargılamaları bile bu Turancılık adını suçmuş gibi
mahkemelere getirebilmişlerdir
bunu sağlayan sadece soruşturma yapan askeri sivil soruşturma makamları değil bizzat devletin en tepelerinde olabilen
devlet yönetenlerdir
12 Eylül cuntacısı Kenan Evren için Turancılık
meydanlarda attığı nutuklara göre
sağa sola önüne gelene savaş ilan edip oralardaki Türkleri Türkiye`ye getirmektir
bu devletin ordularının başında olabilmiş
derken başkomutanlık olan cumhurbaşkanlığına gelmiş olan bu gayri Türk adam
denge adıyla Türk Milliyetçilerini idam ederken elinin titremediğini ve Turancılığı da böyle bir ucube şeklinde anladığını
söylemek cehaletine sahip kişidir
Türk Milliyetçiliği hareketine inanan herkesin
Türk Milleti için bir de vatan düşünmesi
Türkiye dışı Türk Ellerini de vatan bilmesi
cümlesinin adına Turan demesi kadar normal bir şey yoksa
savaş filan etmeden
kimseyi de göç ettirmeden
bütün Türkleri hürriyet bayrağı altında olduğu yerde toplamak için mücadele etmesi gerekir

2008-05-03 Bu yazı  5789  kere okundu
YORUMLAR
Asena 2011-01-18
Teşekkür ederiz.
Gerçekten mükemmel bir yazı.Son söz herşeyi özetlemiş.Ağzınıza sağlık.türkçü 2010-07-03
Teşekkürler
Allah Razı olsun.
Son Yazıları:

KUANTUM FİZİĞİ - YARATILIŞ VE ANATOMİMİZ 3
KUANTUM FİZİĞİ - YARATILIŞ VE ANATOMİMİZ 2
KUANTUM FİZİĞİ - YARATILIŞ VE ANATOMİMİZ 1
17 AĞUSTOS DEPREMİ
3 MAYIS 1944 OLAYLARI VE SONUÇLARI
1 MAYIS
ÜLKÜCÜLERE TUZAK SORULAR
SABATAYİZM VE MASONLUK
TURAN 2
RESULULLAH’IN LİDERLİK VASFI

Başbuğ Alparslan Türkeş




Üye Ekranı
Üye adi :  
Şifre :
 

Kayıt ol

Şifremi Unuttum

Toplam : 34552
Son Üye: Omer33tarsus

Add to: Facebook.com Add to: StumbleUpon Add to: Yahoo Add to: Google