Köşe Yazarı : SEMİNERLERİMİZ
SEMİNERLERİMİZ
Yazara Ait Tüm Yazılar
ÜLKÜCÜLERE TUZAK SORULAR

Selamun aleyküm

Bi-ismillah-ir-rahmanürrahim

Değerli dava arkadaşlarım
bu günkü seminer çalışmamız iki bölümden meydana gelecektir inşallah
birinci bölümde Ülkücüler tuzak sorular ele alınacaktır
ikinci bölümde ise Kızılelma nedir sorusuna
cevap verdikten sonra tarihçesini kısaca arz edeceğiz

Ülkücülere Tuzak Sorular

Fikir mücadeleleri genelde masa başı tartışmaları olarak düşünülür
asncak genel olarak ise topluma hitabeden fikirlerin çarpışması
daha çok kitlesel taraftarlık kurmayı hedef aldığından
toplumları şu veya bu şekilde ikna ederek yahut şartlandırarak
ihtiyaç duyulan kamuoyu meydana getirmeye yönelik yapılır
bu yapılırken de toplumlar her zaman doğru bilgilerle ikna edilmezler
toplumlar daha çok tahrik edilmeye müsait kabul edilerek
cevap vermek hemen mümkün olmayan şekillerde
bazı söz veya bilgilerle bilgilendirilerek
meydana getirilecek kaotik fikir yapılarından etkilenmeye mecbur bırakılırlar
toplumlar üzerinde fikirlerini hakim kılmaya çalışanların
propaganda denilen bir sistematik metod takip edilir
doktrinler ve ideolojilerin toplumlara duyurulması ve taraftar kazanılması için
her ne kadar propaganda metododlojisi ilk anda göze çarparsa da
fiili anlamda propaganda tek başına yeterli olamayabilmektedir
işte propagandanın yetli olmadığı
fikirleri ortaya koyan yeterli eğitimli kadrolar bulunmadığı zamanlarda
ajitasyon denilen taktikler devreye sokulur
bilindiği üzere Komünist ideolojinin önde gelen isimlerinden
Lenin elliden fazla kitap yazmıştır
ancak bu kitaplarının neredeyse tamamına yakın bir bölümünü
ihtilal metod ve taktikleri üzerine yazmış olup
bu ihtilal teknik ve metodlarının da yine neredeyse tamamının temeline
propaganda ve ajitasyon teknikleri
dediği sistemleri koymuştur
bu uygulama sadece Markist ihtilalcilik (diğer adıyla devrimcilik) sistemleri sanılmamalıdır
propaganda ve ajitasyon teknikleri evrenseldir
insan fikirleri ile ne kadar ayrı olurlarsa olsunlar
insanlar neticede duyguları olan, düşünen varlıklardır
her insan da etkilenebilecek potansiyele yaratılışından sahiptir
işte insanların üzerinde bu bir zaaf olarak görülmekte olan duygu ve düşünce yeteneği
yine duygu ve düşünce metodları ile
propaganda ve ajitasyon saldırılarına maruz bırakılırlar
günümüzde buna toplum mühendisliği deniliyor
Ülkücü hareket de doğal olarak insanlardan meydana gelmektedir
yine doğal olarak İslam inancı ile Türklük değerlerinin her bir hücresine
en derininden nüfuz eden bu insanlarımız
az önce zaaf olarak nitelediğimiz duygu ve düşüncelerini
merhamet ve mertlikle yoğurmaktadırlar
dolayısıyla
ülkücü hareketin insanları dipdiri olması gereken duygu ve düşünce yapılarının
bilmek gibi bir değere
ilim yapmak ve öğrenmek gibi bir göreve de sahip olması gerekir
Ülkücü Hareket muhatapları şayet onların karşısına rekabet ile çıkar
Ülkücü Harekete sekte vurmayı hdefler isler
propaganda ve ajitasyon silahlarının her türlüsünü
acımadan ve hiçbir şeyden çekinmeden uygulayacaklardır
bu propaganda ve ajitasyon saldırılarının başında da
Ülkücü dinamiğin çelik yapısını süngere dönüştürmek gelecektir
bu zayıflamayı sağlamak için duygu ve düşüncelere en çetin kelimeleri
cümleleri ve hatta ses tonlarını kullanacaklardır
işte bu saldırı şeklinde en fazla TUZAK sorular kullanılmaktadır
butuzak sorular yahut iddialardan en başta gelenlerine bakalım şimdi:.
.
Soru: Önce Türk müsün yoksa önce müslüman mısın?
bu soruya muhatap olan herhangi bir mülüman Türk
şayet yeterli bilgi ve tecrübeye sahip değilse
duygularına bakacak ve
iki şekilde cevap verecektir
İslami eğitim ve birikimi yeterli değilse
tarihi kronolojik sıralamayla bakacaktır ve önce Türküm diyecektir
çünkü Türk Milleti diye bir millet İslam dini vahyedilmeden önce vardı diyecektir
bu cevap ile ilk muhatap kalacağı suçlama da ırkçı olduğu şeklindedir
ikinci cevap verme şeklinde
İslam ve Türklük manevi dünya terazisinde tartılacak
elbette önce İslamım cevabı verilecektir
bu cevabın da nedeni yine yeterli bilgi ve tecrübenin yokluğudur
soru doğru bir soru mudur
önce lisan (Türkçe dili) bakımından soruyu analiz edelim
bir insana önce acıkır mısın yoksa anneni mi fazla seversin
diye sorsak
bu soruda nasıl bir mantık buluruz
insanın acıkması bireysel ama tüm insanların ortak özelliğidir
anne sevmek de bireysel ama bütün insanların ortak özelliğidir
bu ortak özellik nedeniye bakarsak
önce acıkır mısın yoksa anneni mi fazla seversin sorusu gayet doğrudur
insanların bireysel ve genel özellikleri olması bir mantık varlığının ispatı değildir
acıkmak biyolojik bir ihtiyaçtır ve olmazsa olmaz şartlarındandır
anne sevgisi belki biyolojik bir doğum hadisesi ile meydana gelir
fakat biyolojik vasıflardan ne devam eder ne de gelişir
anne sevgisi tamamen duygusal bir devamlılık ve gelişme şarına bağlıdır
acıkmak bireyin ihtiyacıdır
anne sevgisi tamamen gönül hadisesidir
önce İslam mısın yoksa Türk müsün denildiğinde
birisi bireyin aidiyet duygusunu içine alan fakat bir kültür değerler mutabakatı ile akrabalık bağlarının varlığından meydana gelir
buna Türklüğün şekil alma satandardı diyebiliriz
oysa İslam bireyin başlattığı bir değer değildir
İslam varlığın temel nedeni olan
Allah’ın kullarına tebliğidir
kimsenin mutabakatı istenmemektedir
emreden Allah mutlaktır
emri alan insan kuldur
ilişki de bundan meydana gelir
Türklük mutabakatında dinin emredici ve Yaratan niteliği bulunmaz
iki ayrı kavramdan bahsediyoruz demektir
İslam olmak için Türklük şartı yoktur
Türk olmak için de İslam dininde olmak şartı yoktur
fakat İslam dini kitabında
Kur’an-ı Kerim’de Hucurat suresinde 10-13. ayetler muhtevasında
millet (kavim) olmak Allah takdiridir
Türklük ve İslam arasında mensup olmak gerekliliği bakımından
bir tercih yarışması sözkonusu değildir
kişiler imanla mükelleftir
kişiler topluma karşı sorumludur
toplum bireyi ve toplumu aynı anda gözetmek zorundadır
bu şartlaryla birlikte düşünüldüğüne
önec Türk yahur İslam olmaya gerek de yoktur
böyle bir tercih seçeneği iki kavram arasında yapılamaz
kişi hiçbir millete mensup olmadan da din sahibi olabilir
yine kişi hiçbir dine mensup olmadan da bir millet mensubu olabilir
birinin varlığı diğerine bağlanmış değildir
böylesine iki ayrı kavram arasında tercih sorgulaması
mantığa aykırıdır
verilecek cevap her durumda
Müslüman Türküm demekten ibarettir
soru sorana verilecek hüküm de
bu birleşikliği bozmak istediğidir ve bu İslam dinin de bozgunculuk olarak haramdır
haramla meşgul olanın tercih sorgulama hakkı da peşinen yoktur
.
Soru: Allah mı dersiniz Tanrı mı
yahut
Allah adının yerine Tanrı denebilir mi?
buna göre
Tanrı Türkü korusun demek doğru mudur?
İslam’ın kitabının ve Resulullah’ın ortaya koyduğu İslam olmak şartları kesin ve nettir
kelimei şehadet sözünü inanarak söyleyen ve kalben de tastik eden herkes müslümandır
İslam dinine girmek için kelimei şehadet sözünü söylemek kafidir
İslam’a girdikten sonra İslam’ı yaşamak için
imanın altı şartı ile başlayan ameller ve yasaklar sırlanır
bunu kısaca şöyle de söyleyebiliriz
müslüman olunur ama iman da etmiş olmak ayrıca gerekir
kelimei şehadet ile müslüman olunur
iman etmek İslamın diğer hükümlerini anlamak kabul etmek ve yaşamakla olur
demek ki İslam olmaya girişte kelimei şehadet vardır
iman edişe geçişte bir ara geçiş dönemi başlar
buna İslamın beş şartı diyoruz
İslamın beş şartını anlayıp kabul ettikten sonra iman devresi başlar
işte bu İslamın hiçbir alanında
hiçbir ayetinde kesin sayıda Allah’adı beyan edilmemiştir
Allah adı İslam dininde müslümanın varlığının mutlak nedenine hangi isimle hitabedeceğinin tebliğidir
bu nedenle Allah diyoruz
bu tebliğe göre kulların mabudu Allah’tır
fakat Allah adı da kesin ve tek adı değildir
bu adın da ilerisinde İsmi azam vardır ve Allah bu adını alenen tebliğ etmemiştir
bu nedenle kesin şekilde bu ismi azam bilinememektedir
İslam dünayası 1400 yılı aşkın süredir Kuran ve Sünnet içerisinde başlıca sıfatlar olarak
esmaül hüsna adı verilen Allah’ın sıfatlarını da Allah’ın adları çerçevesinde belirlemeye çalışmıştır
Türk dünyasında genel olarak bu Esmaül Hüsna denilen sıfatlar miktarı
Allah’ın 99 adı diye belirlenmiştir
Müslüman Türkler de bu bakımdan genel olarak Allah’ın 99 adet daha adı olduğuna inanmışlar ve
daha fazlası olabileceğini pek düşünmemişlerdir
oysa İslam dini literatüründe
ilahiyat biliminde 1400 senedir uğraşan bilimadamları
sadece Kur’an ayetlerinde Allah’ın 1000’den fazla isim-sıfatını belirlemişlerdir
yine İslam dini literatüründe esmaül hüsna denilen isimlerin de bu 1000’den fazla belirlenen isim-sıfat içinden
seçmeler olduğu anlaşılmaktdır
nitekim
Türkiye’de sıralanan ve bilinen 99 adın dışında da isimler vardır
sözgelişi
hiçbir esmaül hüsna listesinde Allah’ın
Rab olan sıfatı olmadığı gibi Allah adı dahi bu listede yoktur
yani Rab adı da Allah adı da 99 adın dışındadır
bu da yine 99 diye kesin bi
bir sınırlama olmadığını, bu isimlerle beraber 101 adın ortaya çıktığını gösteri
Türk İslam alimleri bunu daha da ilerletmişler ve toplamda başlıca Allah sıfat-isimlerinin 114 tane olduğunda birleşmişlerdir
neden 99 adet isim diye de bakmak gereklidir
İslam’ın başta gelen ibadetlerinden namaz ibadeti bittiğinde tespih çekilmesi
en çok uyulan sünnetlerdendir
namazda okunan tespihlerde 33’defe söylenen Allahuekber, Elamdulillah ve Subahanallah zikri vardır
bunların toplamı 99 eder ve tespih taneleri de bu sayıya uyar şekilde 99’luk tespih kullanılması yaygındır
işte bu tespihi diğer zamanlarda da değerlendirmek adına
her bir boncuğa bir isim-sıfat sıralamsı yapılarak 99 isim listeleri düzenlenir
Türkiye’deki 99’luk esmaül hüsna listeleriende olduğu halde mesela Mısır’da müslümanların listelerinde
114 isimden daha başkaları eklenir veya çıkartılır ama sayı yine 99 yapılır
Allah’ın Allah adından başka diğer isimleri de en az 114 olarak belirlenmiştir tespitimizden sonra
İslam Allah için sadece bunları diyebilirsiniz diye bir sınır getirmemiş olduğunu tekraren belirtelim
Allah; ayet-i kerimede buyuruyor ki
en güzel isimler Allah!ındır
yani bir sayıya bağlı olmadığı gibi en güzel isimler genellemesi de vardır
Sahabe zamanında ilk müslüman olan Farslar
Arapça bilmediklerinden Allah’ın Allah adından başka bir isimiyle bahsetmek istediklerinde Huda demelerinde mahzur bulmamışlardır
sahabeden Selma-ı Farisi’nin kendi öz lisanında Hüda dediğine de Resulullah engel olmamıştır
Hüda isimi Arapça değilidr ve Kura’da geçen bir isim de değildir
yine Hüda kelimesi aslen Türkçe olup Fars diline yerleşmiş bir kelimedir
bu konuda uchilal.net sitesinde açılmasını arzuladığımız Türkçe isimlerin anlamları
başlıklı bir sayfada inşallah benzer ve diğer Türkçe isimlerin anlamlarını
alfabetik guruplar halinde her harften on adet olacak şekilde
haftalık olarak yayınlamayı arzu ediyoruz
İslam ve dolayısı ile Kura’an en güzel isimler Allah’ındır tespitini yapmıştır diye arzettik
Türklerin de 1400 yılı aşkın süredir
İslam tarihiyle yaşıt mülüman oluşları tarihi vardır
bu süre içerisinde Türkçe konuşan ve yazan müslüman Türk bilimadamları sayılamayacak kadar çoktur
bu müslüman Türk bilimadamlarının hiçbirisi 20. asıra gelene kadar
Allah’ın bir sıfatından, bir vasfından yahut adından Türkçe bahsetmeye karşı çıktığı görülmemiştir
nitekim Yunus Emre
Allah’ın bir sıfatına işaret ederek
Türkçe olarak "kaadiri mutlak" anlamına gelen ÇALAP adını "çalabım" diyerek kullanmıştır
yine Türkçe olarak "Kerim" anlamına gelen bir kelimeden doğan "Huda" adını da Mevlana kullanmıştır
yüzlerce yıldır Allah’ın bu güzel sıfatlarını Türkçe ve Farsça olan isimlerle söylemekte bir muahzur görmeyen
bu mana deryaları ortada dururken
tekil ilah kelimesine karşılık ve Rezzak anlamı taşıyan Tanrı adını illada put manasına geliyor
diyerek yasaklamaya kalkışmak İslam’ın en güzel adlar Allah’ındır ilkesine açıkça aykırıdır
daha da ötesi Türkçe İslam düşünmeye karşı gizlice yürütülen bir Süfyani Arap Milliyetçiliği kesinlikle vardır
her kandil gecesinde birbirimiz KUT’larız
KUT’larken kullandığımız KUT kelimesi de bir Allah sıfatının
Türkçe karşılığıdır ama kimse bunu yasaklamayı düşünemiyor
sanırız ki Tanrı kelimesinin hakkından gelince belki sıra KUT’lamaya da gelecektir
içeriği ve maksadı tertemiz olan bir söz ile Türkçe Allah’a yalvarmak, dua etmek İslama aykırı olmadığı gibi
İslami bir gereklilikti de
Türkçe konuşurken kullandığımız ama anlamını bilmediğimiz
aslında Türkçe de olamdığı ve çok defa Farça olan
hatta İslam’da haram ve yasak olduğu kesin olan anlamlar taşıyan
bazı kelimeler de vardır ki
dilimize güzel manalarla geçmişlerdir ve bu kelimeleri dua ederken pekala kullanmaktayız
yine yukarıda arzettiğimiz Türlçe isimler szölüğü sayfamız olduğu taktirde
bu kelimeleri de açıklayarak daha doğrularının neler olduğunu göstermeye çalışırız inşallah
yapmış olduğumuz bu açıklamalardan sonra
Resulullah sünnetlerinden ve en güzellerinden biri olan
Türk Milleti’nin güzeller güzeli kültürününün de en değerli bir bölümü olan
misafirperverlikte
Tanrı misafiri sözüne başka hangi kelimeyi koyarak bu güzellikteki manayı yakalayabiliriz
şüphesiz ki Allah’ın vahyettiği İslam dininde namaz gibi bir ibadette Ku’an okumak mecburiyeti vardır
Kuran ise lisanı ve anlamıyla bir bütünlük ile namazda okunabilmektedir
namazı bu bakımdan Türkçe kılmak mümkün değildir
fakat ne dilediğini bilerek ve kendi geleneklerini İslam ile güzelleştirerek duasına taşımak
her halde insanın daha samimi olmasını sağlayacaktır
öyleyse niyet Allah’tan dilemek olduktan sonra bir dua niteliğinde olan
Tanrı Türkü korusun demekİslama aykırı değildir ve yasaklayan bir İslam hükmü de yoktur
birinci bölümü
şimdilik burada bitiriyoruz
ilerdide başka sohbetlerimizde inşallah bu konuya devam ederiz
ikinci bölüm olan KIZILELMA bahsinde buluşmak üzere ara vaeiyoruz


KIZILELMA

Türk kültür tarihinde
tarihin izlerini takip ederken bazı özel şeylere özellikle çok rastlarız
bunlardan biri renk ve renklerle anlatılmak istenen manalar
bazıları hayvanlar ve bunlarla anlatılmak istenilenler
dağlar, kıyafet ve kıyafet şekilleri
bayraklar ve semboller
sağ elle yapılan bozkurt işareti
ya da çiftetelli veya semah / sema yaparken kollarla yapılan
şahin / doğan / kartal uçuş taklitleri
bunlar gibi daha bir çok özel kavramlar
Türk kültür tarihinin bir anlamlar manzumesi
bir anlamlar zinciri kurduğunu gösterir
bazan bu anlamlar manevi değerleri
bazan millet olmanın vasıflarını
bazan da tarihe karşı olan görevleri
ifade eder
dilimizde de benzer anlamlar taşıyan kelime, deyim ve cümleler vardır
Kızılelma kelimesi de bunlardan biridir
Kızılelma kelimesinden de anlaşılacağı üzere iki kelime birleşimi vardır
Kızıl ve elma
bu kelimelerin ne olduğundan başlayarak
Kızılelma kelimesiyle ne anlatıldığını da açıklamış olalım
Kızıl kelimesi renk kavramı olarak görülür en başta
ancak kızıl kelimesi Anadolu’ya gelene kadar taşıdığı anlamı Anadolu’da biraz kaybetmiştir
kızıl eskiden ve İç Asya’da halen Altın rengi karşılığı olarak kullanılıyor
kızıl denince Altının rengi denilmek isteniyor kendisi değil
Kızıl renk çoğu sarı olan ve az miktarda kırmızı rengin karıştırılmasından elde edilir
bunu Türk dil ölçülerinden bakarak
alev rengi, ateş koru olarak da söyleyebiliriz
yine halen yaşlıların bildiği bir meteorolojik olay vardır
yazım güneş batarken yahut doğarken
güneşin doğduğu ya da battığı yerde ufuk kızıllaşmış ise
ertesi gün havanın açık ve yağışsız olacağı anlaşılır
işte o güneşin doğum/batım yerindeki rengine de altın madeninde olmasına da kızıl denilir
bu ren ufukta sadece ufkun değil aynı zamanda çok defa güneşin de rengi olur
o anda güneş altın bir top gibidir
güneşin altın top olmasının inanç sistemiyle alakalandırılması
Türk tarihinde yoktur
güneşin böyle renk göstermesine kutsallık verenler
Şeytana tapanlar, Zerdüştiler, Hindular, Konfuçyanistler, Taocular (Japon dini gibi)
Hıristiyanlıkta ve Yahudilikte
Yunan mitolojisinde, Fenikelilerde, Mısırlılarda ve Roma inanç sisteminde
kızıl güneş kutsaldır ve dini mana taşır
Türk kültür sistemi ise kızıl güneşin kendini değil bulunduğu ufku değer kabul eder
ve bu değeri de manevi anlamlandırmaya çevirir
ufkun kendini değil
ufkun güneş-dünya ilişkisindeki fiziki neden sonucu değil
insanların zaman olarak o andan ne derecede etkilendiğini dikkate alırlar
yukarıda kutsallaştıranlar dediğimiz pagan topluluklar ise
ufkun yahut güneş-dünya ilişkisini de değil
doğrudan güneşi kutsallaştırırlar
mesela Roma inancında Apollon güneşle göterilir
Zerdüştlükte antik İran dininde ateşin kaynağı
ve dolayısıyla iyilik ve kötülük tanrıları olan
Ahura-Mazda ülkesini bizzat güneş gösterir
bu Ahura-Mazda kavramı sembolu MÖ.5 asırdan kalan Zerdüşt kabartmalarında gösterildiği şekliyle
kutsal şeytanı da ifade ederdi ve bu Şeytan-Ateş-Güneş kutsallığı sembolü
günümüzde aynen Irak Kuzeyinde peydahlanan Barzani bayrağındaki Güneş işaretinin de anlamıdır
bu bir bakıma günümüzde sözde Nakşi Barzanilerin İslama başkaldırı sembolüdür
İslam görünerek İslama saldırının bayrağıdır orada dalgalandırılmak istenen paçavra
Türk kültür tarihi
Tanrı kelimesini meydana getiren etimolojik açılımı ile işte bu ufkun niteliklerine yüklenen manevi değerleri anlatır
Tan yeri kelimeleri diyebileceğimiz Ten-g-ri kuruluşu işte bu kzıl ufuktan doğan
hayatiyetin beslenmesi demek olup rızık kazanmaya başlamak demektir
ve bu da Rezzak yani rızık vereni ifade eder ki fiziksel olayın değil görünümün anlamlandırılması ile
Rızkın gündüz kazanıldığını
bunu verenin tan yeri gibi sabahları yapanın olduğunu
bu nedenle de yaratan o görünmeze Tengri /Tanrı demek gerektiğini ifade eder
özetlersek
güneş doğunca tabiat canlanır
aydınlık başlar karanlıklar ve karanlığın vahşeti sona erer
insanlar da bu aydınlıkta görüş alanlarını genişletirler ve rızıklarını aramaya çıkarlar
bunu sağlayan o ufkun en belirgin görünümü olan kızıllık ile söylemek gerekir
işte o kızıllık yarına da işaret eder
sabah bu günedir ama o kızıllık akşam da olur ve yarını yarın olmadan haber verir
öyleyse kızıl renk kavramı yarına işaret edecektir
yarının da yarını olacaktır ve bu ilanihaye devam edecektir
Altın dediğimiz maden eski çağlarda bakır madenlerinden çok fazla elde edilirdi
bu madenlerde bakırla beraber altının bulunması
potada eritilen işlenen altına işte o ufkun rengi olan kızıllığı verirdi
altına gümüş veya platin kattığımızda açık sarı altın elde ederiz
hatta platin fazla olursa yeşil altın elde ederiz
Türk coğrafyasının altını ise bakır karışımlı olduğundan kızıldır
altın en değerli maden ve binlerce hayvandan meydana gelen bir ticarette elde edilen bir külçe kadar küçük karşılıktır
bu külçe altın karşılık da sermayenin bir ifade edilişidir ve günümüzde bile önemli yatırım alanıdır
sermaye yahut yatırım
dökülen alın terinin, emeğin, bir koca yılın bedelidir
yarının garantisi de o külçedir
eski çağlarda
Türk Milleti sınıflı bir topluluk özelliği taşımaz
devleti yöneten han bile halkın içinden çıkar
seçilir ve azledilir
bu devletin seçilen milletvekilleri bakanları başbakanları vardır
bozkır cumhuriyeti diyoruz biz Türk Hun ve Göktürk hatta onlardan da eski olan Saka medeniyetlerine
bu devletlerde halk devlettir
devlet halktır
aynı zamanda halk ordudur
ordu da halktır
zengin derebeyliği yoktur
arazi sahipliği de yoktur
bütün ülke toprakları bozkırdır ve bütün milletin malıdır
milletin malı da devletindir ama tekrar milletindir
o nedenle herkesin her karışında hakkı ve mesuliyeti vardır
yapılan hayvancılık, ipekçilik ve diğer demir, alüminyum, bakır, çinko gibi metallarin bedelleri altındır ve istikbalin teminatıdır
istikbalin teminatı derken
altının kızıllığı da kendiliğinden istikbalin adı oluverir
devletten maksat
geleceğin teminatı olmaktır
halktan maksat millet olup devlete sahip çıkmaktır
Millet olup devlete sahip çıkmak hak edene hanlık vermek
haketmediği anda da indirip yay kirişiyle boğmaktır
altın kızıllığı bu sistematiğin teminatı ve göstergesidir
bu sisteamtik korunur ve yaşatılırsa
halk huzurludur
çıplak giyinir aç doyar ilsiz il bulur
dizli diz büker başlı baş eğer
o zaman millet olmak vardır
millet var olmuşsa devlet vardır
ve devlet bağımsız
devlet geleceğe yürüyen millettir
öyleyse yeryüzü Türk Milletinin sorumluluğundadır
sorumluluk taşınırsa dünya barışı kontrol edilebilir
yoksa kendi bile esir olacaktır
öyleyse doğudan batıya her yer ufuktur ve Türkün mesuliyet alanıdır
mesulu olduğun yerin de hakimiyeti gereklidir
işte buna da Türk Cihan Hakimiyeti diyoruz
bu mesuliyeti duyan Türk birliğinin adı da TURAN
Turan dünyayı ufku sayar
ufkun sonu var mı ki
sonu olmayanın adına
devleti ebed müddet der Türk Kültürü
işte bütün bunları
kızıl bir altın küre yapar da söylersek
o küre bir anlam ifade eder ve o küreye Kızılelma deriz
elma kelimesine de bakalım
elma basit elma değildir sadece
asıl adı AL-MA dır
Al kelimesi ULU, KUTLU demektir
Ma kelimesi toprak ve su beraberliği demektir
toprak su yoksa işe yaramaz
su varsa toprak canlanır
Türkçede ma kelimesi su demektir ve bu kelime diğer dillere de aynı anlamda geçmiştir
sulu toprak deyince bir yer gelir aklımıza
Sum-Yir
Sum-Yir denen yer batılıların Sum Yir’i Sümer diye okuduğu yerdir
Sümer denen yerin asıl adı da zaten Sümer tabletlerinde de SumYir olarak geçer
şimdiki Türkçe ile dersek
Sulu vatan demektir Sum-Yir
yeryüzü de zaten sulardan (okyanuslar, denizler, göller, akarsular) ve topraktan (kıtalar) meydana gelir
alma denilen işte bu yeryüzü fakat özde Türk coğrafyasının adıdır
mesuliyet sahasının adına buradan geçilir
bu yeryüzünü kızıl denen altın ile birleşik söyleyelim şimdi
KIZILELMA
bu kızılelma Türk aile yapısının da önemli bir sembolüdür
eskiden varlığı olanlar altın bir küre yapar oba çadırı Yurt’ta saklarlardı
birisi evlenince gerdeğe giren damat ve gelinin sırtına bu küreyle vurulurdu
günümüzde Azerbaycan, Anadolu, Kafkasya ve Hıristiyan Macaristan’da bile hala
evlenenlerin sırtına altın küre yerine kırmızı elma ile vurulur
elma olmadığında yahut kızılelmayı unutmuş olanlar
elma yerine yumruklarıyla vururular
bunu anlamı
bu gece bir aile oluyorsunuz
bu gerdek bunu sağlıyor
ve bu evlilikten doğan yeninesillerde mesuliyetiniz var
gelecek sizin bu gecenile başlıyor
bu geleceğe sahip olacaksınız uyanık olun
dünya sizden sorulur
bunu İslam ile söylersek
her insan yeryüzünde halifedir buyurur ayeti kerime
halife de sorumluluğu olan amirdir
yeryüzüne insanı halife yapan İslam’ın
kızılelam ile yeryüzü mesuliyetini yaşayan Türk insanının kütür sistemi arasında böylece
istikbale ve hale bakış ortaklığı başlar
KIZILELMA Türk milletinin tarihi misyon adıdır
Fatih İstanbul fethine çıkarken Justinyen heykelinin elindeki dünya küresini
Otranto seferine çıkarken Roma’daki Sen Pol kilisesinin altın kaplama kubbesini Kızılelam ilan ediyordu
bu gün de Ülkücü Hareketin ve Türk Milleti’nin Kızılelması
her türlü saldırıya karşı dimdik ayakta kalmak
çağlar üzerinden aşmak
ve öncelikle
Turan ellerinde tam bağımsız Türk birliğini
TURAN’ı kurmaktır
ALLAH EN DOĞRUSUNU BİLENDİR
vesselam

Allah rızası için
Resulullah başta olmak üzere
cümle ashaba,
cümle şühedaya
ve cümle müslümanların ruhlarına
Başbuğ Alparslan Türkeş ve Ülkücü şehitlerin ruhlarına
lillahül Fatiha
.
.

2008-04-20 Bu yazı  8783  kere okundu
YORUMLAR
Son Yazıları:

KUANTUM FİZİĞİ - YARATILIŞ VE ANATOMİMİZ 3
KUANTUM FİZİĞİ - YARATILIŞ VE ANATOMİMİZ 2
KUANTUM FİZİĞİ - YARATILIŞ VE ANATOMİMİZ 1
17 AĞUSTOS DEPREMİ
3 MAYIS 1944 OLAYLARI VE SONUÇLARI
1 MAYIS
ÜLKÜCÜLERE TUZAK SORULAR
SABATAYİZM VE MASONLUK
TURAN 2
RESULULLAH’IN LİDERLİK VASFI

Başbuğ Alparslan Türkeş




Üye Ekranı
Üye adi :  
Şifre :
 

Kayıt ol

Şifremi Unuttum

Toplam : 34552
Son Üye: Omer33tarsus

Add to: Facebook.com Add to: StumbleUpon Add to: Yahoo Add to: Google